Girişimcilik
Bir Süreliğine Kendinden Şüphe Etmeyi Bırakmaya Ne Dersin?
21 Ağustos 2026 · Enis Erdem Yurdatapan
Özgüvenli olmak, sadece girişimcilikte değil, hemen hemen her alanda başarılı olmanın temel yapı taşlarından biri. Özgüveni olmayan birinin, istisnalar ve tesadüfler dışında, başarılı olduğuna pek rastlamayız.
Özgüvenli olmak, sadece girişimcilikte değil, hemen hemen her alanda başarılı olmanın temel yapı taşlarından biri. Özgüveni olmayan birinin, istisnalar ve tesadüfler dışında, başarılı olduğuna pek rastlamayız.
Belli bir seviyenin üzerindeki özgüveni ise genellikle kibir olarak adlandırırız. Kibirli olmak da toplumda pek hoş karşılanmaz. Fakat girişimcilikte normalin üzerinde, hatta zaman zaman hayal dünyasında yaşıyormuşçasına yüksek bir özgüvene sahip olmak gerçekten o kadar kötü bir şey midir? Bundan emin değilim.
Emin olmamak bir kenara, kendinden gerçekten hiç şüphe etmeyen, arada bir şüphelense bile bunun üstesinden gelebilen veya en azından dışarıya yansıtmayan girişimcilerin diğerlerine göre başarıya ulaşma konusunda bariz şekilde önde olduğunu düşünüyorum.
Uzun ve zorlu girişimcilik yolculuğunda enerjinin tükenip pes etmeyi zorlayacağı sayısız gelişme yaşanıyor. Girişimciler bu zorlukların bazılarını ortaklarının enerjisiyle, bazılarını şanslarının yaver gitmesiyle, bazılarını da gelen maddi veya manevi dış desteklerle aşabiliyor.
Fakat gözlemlediğim sayısız örnekten yola çıkarak şunu söyleyebilirim: Girişimcinin bu zorluklar karşısındaki en büyük güçlerinden biri, kendinden en ufak bir şüphesinin olmaması.
En sevdiğim girişimcilik kitaplarından biri olan The Hard Thing About Hard Things‘in yazarları Marc Andreessen ve Ben Horowitz’in buna benzer sözleri vardı:
“Girişimcilikte başarılı olmak için iki şeye ihtiyacınız vardır: Radikal bir vizyon ve neredeyse mantıksız düzeyde bir özgüven. İnsanlar buna kibir diyebilir, ama o olmadan duvarları yıkamazsınız.”
“Harika bir girişimci, herkesin imkânsız veya çılgınca gördüğü bir geleceğe inanma yeteneğine sahiptir. Kendinden şüphe etmek, bir girişimi daha başlamadan öldürür.”
Yine gelmiş geçmiş en başarılı girişimcilerden biri olan Peter Thiel da Zero to One kitabında girişimcilerin özgüveni odağında şöyle bir söze yer vermişti:
“En başarılı girişimciler, dünyanın geri kalanının henüz fark etmediği bir gerçeğe körü körüne inanırlar. Bu inanç, fırtına koptuğunda gemiyi ayakta tutan tek şeydir.”
Girişimcilik ekosistemine aktif olarak adım attığımdan beri bu konunun üzerine kafa yorarım. Gerçekten de en pozitif ilerleme kaydettiğim dönemler, sonsuz bir özgüvenle hareket ettiğim zamanlarda gerçekleşti.
Her zaman bu enerjiye sahip olamasam da elimden geldiği kadar bu konuda ibreyi yukarılarda tutmaya çalışıyorum. Çünkü bunun tersini yapmanın bugüne kadar hiçbir faydasını görmedim.
Öte yandan, PsychoSocial tarafında son bir yılda çalışırken öğrendiğim psikoloji terimlerinden biri “Self-Fulfilling Prophecy”, yani Türkçeye en yakın karşılığıyla “Kendini Gerçekleştiren Kehanet.”
Genel olarak, insanların bir konuda negatif duygular beslemesi, olumsuz bir öngörüye sahip olması ve davranışlarının da zamanla bu öngörünün gerçekleşmesine katkı sağlaması şeklinde düşünebiliriz.
Girişimcilik bağlamında mesela bir satış görüşmesine girdik ve şirketten iyi bir enerji almadık. Satışın olmayacağını düşünmeye başladık, enerjimiz düştü. Enerjimiz düşünce görüşmeye istediğimiz kadar değer vermedik, yeterince takip etmedik ve sonunda satış gerçekleşmedi.
Belki satış her hâlükârda gerçekleşmeyecekti. Ama biz de gerçekleşmeme ihtimalini bir miktar artırmış olduk.
Yani kıssadan hisse şu: Başarılı olmak istiyorsak, özellikle de girişimcilik gibi belirsizliğin bu kadar yüksek olduğu bir alanda, özgüvenimizden mümkün olduğunca ödün vermemeye çalışmalıyız.
Bir Süreliğine Kendinden Şüphe Etmeyi Bırakmaya Ne Dersin?