Her Girişim Takımının Aynı Şeye İhtiyacı Yok.

Girişimcilik

Her Girişim Takımının Aynı Şeye İhtiyacı Yok.

14 Eylül 2026 · Ömer Aydın

Geçen hafta kurum içi girişimcilik için alan açmaktan bahsettim. Ekiplerin çalışabilmesi için zaman, destek ve hata yapma imkânı gerekiyor. Fakat program başladıktan sonra başka bir soru ortaya çıkıyor: Her takımı aynı akışla ilerletmek gerçekten doğru mu?

Geçen hafta kurum içi girişimcilik için alan açmaktan bahsettim. Ekiplerin çalışabilmesi için zaman, destek ve hata yapma imkânı gerekiyor. Fakat program başladıktan sonra başka bir soru ortaya çıkıyor: Her takımı aynı akışla ilerletmek gerçekten doğru mu?

İnovasyon programlarında ekipler çoğu zaman aynı tarihte başlıyor, aynı oturumlara katılıyor ve aynı çıktıları hazırlıyor. Bu yapı yönetim açısından kolay görünüyor. Ancak ekiplerin bulunduğu nokta aynı olmuyor. Bir ekip hâlâ hangi problemi çözmesi gerektiğini anlamaya çalışırken, başka bir ekip çözümünü test etmeye hazır olabiliyor.

Bu fark, mentorluk ihtiyacını da değiştiriyor. Problem alanı belirsiz olan bir ekibin daha fazla müşteri görüşmesine ve araştırmaya ihtiyacı olabilir. Çözümünü netleştirmiş bir başka ekip prototip hazırlamak, küçük bir deney tasarlamak ya da müşteriden gerçek bir davranış sinyali almak isteyebilir. İş modeli üzerine çalışan bir takımın gündemi ise değer önerisi, gelir modeli veya kurum içindeki doğru paydaşlarla görüşmek olabilir.

Her takıma aynı desteği vermek adil gibi duruyor. Ama gerçek adalet, herkese aynı şeyi sunmak değil; aynı karar standardını koruyarak ihtiyaca uygun desteği verebilmek.

Mentorluk da bu nedenle takımın seviyesine ve en kritik belirsizliğine göre şekillenmeli. Bir takımın bu hafta cevaplaması gereken soru, diğer takımın gelecek ayki sorusu olabilir. Herkesi aynı hızda ilerletmeye çalışmak, bazı ekipleri hızlandırmaz; yalnızca yanlış soruya çalıştırır.

Yine de programın ortak bir omurgaya ihtiyacı var. Experinn’de bu omurgayı DEBS olarak adlandırıyoruz: problemi ve bağlamı keşfetmek, küçük deneylerle öğrenmek, kanıtlanan çözümü inşa etmek ve işe yarayan modeli ölçeklemek. Bu, bütün takımların aynı hızla ilerlemesi gereken katı bir sıra değil; hangi aşamada olduğumuzu ve bir sonraki kararı verebilmek için neye ihtiyaç duyduğumuzu anlamamızı sağlayan ortak bir dil.

Bu noktada program yöneticisinin görevi, bütün takımları mümkün olduğunca hızlı biçimde Demo Day’e taşımak değil. Önce her takımın hangi soruya cevap aradığını anlamak gerekiyor. Problem mi belirsiz, çözüm mü, müşterinin davranışı mı, gelir modeli mi? Bir sonraki mentorluk, araç veya kurum içi destek kararı bu belirsizliğe göre verilmeli.

Programın sonunda yalnızca kaç takımın sunum yaptığına bakmak eksik kalır. Daha anlamlı sorular şunlar: Hangi ekip hangi belirsizliğini azalttı? Hangi varsayım hâlâ test edilmeyi bekliyor? Bir sonraki karar için hangi desteğe ihtiyaç var? Kurum bu sorulara cevap verebiliyorsa, inovasyon programı bir yarışma takvimi olmaktan çıkar ve ekiplerin gerçek ihtiyacına göre gelişen bir öğrenme sistemine dönüşür.

İyi bir inovasyon programı, bütün takımları aynı hızda koşturan değil; her takıma doğru soruyu sorduran sistemdir.